Açıkçası, Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlamayan insanlara daha kolay dayatılıyordu. Gerçekliğin en açık biçimde çarpıtılması böylelerine kolayca benimsetilebiliyordu, çünkü kendilerinden istenenin iğrençliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamadıkları gibi, toplumsal olaylarla yeterince ilgilenmedikleri için neler olup bittiğini de göremiyorlardı. Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı. Tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye hiçbir şey kalmıyordu.
- G. ORWELL, BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT
(Can Yayınları, Syf 186)
Seni yerlerde göklerde bulamazlarken
Bende gizli olduğunu sezenler olmuş
Birinin hayatına korkusuzca dokunmakla, ne dediğini ne yaptığını bilmeyecek kadar fütursuzca dengesizleşmek arasında sadece ince bir çizgi var.
“Senin bir havan var beni asıl saran o; onunla daha bir değere biniyor soluk almak…”
bir lacivertduman çekimidir :)
I.
İkimiz ayrıyız.
Hep kumsallarda kışın oluşan sessizliği düşündüm.
Ya da çürümüş bir çiçeğin üzerinde gezen kurtları.
Düşündüm mesela.
Masadaki kokmuş kül tablasını, dolaptaki rakıyı, zeytini, içi çürümüş elmayı…
II.
Ne olur bir el arabası ağzına kadar doluyken devrilse?
Dili mi uyuşur kivi yiyen yılanın?
Yılan kivi sever mi ki?
Kivi yılanı sevse bile yılan kiviyi sevemez ki.
whitecolchicum
Beklentiler hep farklı değil midir zaten?
Gerçeklikle ne zaman örtüştüğü görülmüş ki?
Bir insanı sevmek yeterince zorken hayatta; bir de asılsız beklentilerle uyanmak bir sabaha, “acı” değil de nedir?
Bir uyanışın sabahında bencilce düşünüp “Evet ben değişmem.” derseniz, sessizce gidersiniz.
Kaçar gibi.
Ama çözümü arayan sizseniz, konuşup durursunuz. Konuşmayın.
“Benle bir hayat yaşayabilir misin yani?” sorusuna verilen evet cevabı kadar net değilse sizin için her şey; o zaman tek yapabileceğiniz olduğu gibi bırakıp her şeyi; bir şapkaya küsüp; bir şehri terk eder gibi geride kalan ne varsa toplayıp gitmektir.
Farklı sonlar beklersiniz, bir şeylere başlarken; sona geldiğinde tek söyleyebildiğiniz “Ben böyle bir son düşünmemiştim” olur.
Bundan daha yaralayıcı bir hüzün var mıdır?
Zamanlama hatası mı? Hayal kırıklığı mı?
İşte biz buna hayat diyoruz.
